LAL

Farsça dilsiz anlamına gelen Lâl demişler bana… Almanca Granat, İtalyanca Granato, İngilizce Garnet, Fransızca Grenat… 

Latince Granum; tane kökeninden gelir ismim. Nar tanesi gibi olduğumu siz de fark ettiniz değil mi? Ben de nar tanesi gibiyim, her biri başka formüle sahip tek aileyim.

Suskunluğum derinliğimdendir. Saklı, gizliliğimdendir. Hemen her renkte varım. Çeşitliyim, gizemliyim ve yaratılışı bilirim. Çekiciliği, dişiliği, yaratımı çok iyi bildiğimden susarım. Hisler dünyasının kraliçesiyim ben. Antik çağlarda koruyucu tılsım olarak kullanılmam bundandır. Gizemli bilgilere aşina olmamdan… Sabrımdan, suskunluğumdan, basınca dayanmamdan…

Yaşamın varlığı, sürekliliği, bolluk, bereketi sonsuzdur. Döngüsü eşsizdir. Yerin yedi kat altından gelip size tam da bunu anlatmak isterim. 

Işığı renklere ayırmakta o kadar iyiyim ki, içimdeki ateş bazen Elmas’tan bile fazladır. 

Lâl’im ben. Toprağın getirdiklerini, doğurganlığı, dişilik bilgisini içimde tutanım. Basıncı ve sıcaklığı iyi bilirim. bu ölçüm özelliğimle benzersizim. O yüzden de iç sıcaklığınızda ve üzüntülerinizde dengeleyici olmamla bilinirim. 

Acı, dert, sıkıntı ve hüzün… Ben Lâl’im… Seçimlerinizi, isteklerinizi, derin korkularınızı dönüştürmek için gelsem de suskun, eşsiz ve asilim. Taş Halkı’nı görün, bilin, tanıyın isterim.

#taşhalkı #tashalki #taşlarındilinden #garnet #lal #uvarovit #grossular #andradite #pyrope #pirop #Tsavorite  #Rhodolite  #Almandine #Spessartine #Hessonit  #Demantoid #çakralar #taş #silisyum #su #hava #toprak #ateş #elementler #kolye #küpe #yüzük #kuyumculuk #kuyum #kristal 

HEMATİT

Ben Hematit’im. Oksitli Demir’im.

#Mars Gezegeni’nin simgesiyle, simyacılar tarafından tasvir edilen Demir elementinin simgesi aynıdır biliyor musunuz? Mars’ın demir yüzünden “kırmızı gezegen” diye bilinmesi tesadüf olamaz öyleyse ne dersiniz? Bir sürü Hematit buldular orada. Marslı olduğumu düşünmek hoşuma gidiyor. Yine de buralıyım, çokça dünyadanım.

Hematit daha çok kıpkırmızıdır, sonra bildiğiniz metalik gridir. Bir kuvarsın içinde Hematit görürseniz o renkler daima kırmızıdır mesela. Kan taşının diğer adı Hematit’tir diyorlar. Hayır öyle değildir! #Kantaşı yani #Heliotrope Kuvarstır.

Ben Hematit’im. Dünyadan çok daha eskiyim. Yıldız tozları olarak indim ve oksitlendim. Dünyanın merkezinde çokça olduğum için manyetik alanı ben oluştururum. Korurum. Kollarım. Manyetik alanınızı, alanımızı, dünyayı…

Demir benden çıkar. Kanınızda oksijeni ben taşırım. Oksitlenmiş demirim. Dünyada kocaman Hematit yatakları oluştururum. Oksit oranımdan sayarsınız yılları, çağları, devirleri…

Baş ağrılarına iyi gelirim. Daima koruyucuyum. Nefes almanızı sağlar, kan basıncını dengeler, tansiyonu düzenler ve inancınıza çalışırım. Böbreklere, karaciğere, cilt hastalıklarına iyi gelirim. Fazlası zarar olabilen taşlardanım. Suyum içilmez. Yapılmaz. İyi gelmez.

İnanmak! İnanmadığınız için yapmadıklarınız… İnanmadığınız için gerçekleştiremedikleriniz. Hepsini bilirim. Köklerde olanları, köklenemediklerinizi, kök tutturamadıklarınızı, eskiye dair onaramadıklarınızı daima iyileştiririm.

Ben Hematit’im. Metal miyim, taş mıyım, anlamayacağınız kadar metalimsiyim. Grimsiyim. Kırmızıyım.

Taş Halkı’yım. Daima Taş Halkı’ndanım. En eskilerdenim. Sizi en iyi bilenlerden, en size ait olanlardanım.

Kanınızda dolaşıp beni tanımanızı bekler, bekler, beklerim….

OPAL

Ben Opal’im. Elif’in kıymetlisiyim. Ondandır sanırım beni anlatmaya kıyamadı. Hep bekledi. Üst bilinçlerin, yüksek kavrayışların, doğadaki basitliğin ve esasında hiç de basit olmayan mucizelerin taşıyım. 

Ben Opal’im. Suyu anlatırım. İçimde ne kadar su varsa o kadar şeffaf, suyum ne kadar azalmışsa o kadar opağım. Mavimsi, grimsi, siyahımsı oldukça sizin açınızdan değerlenirim. Silis jelleri var içimde. O jellerin arasındaki hava ışığı geçirdikçe, bana aşık olacağınız o ışık oyunlarını, yansımaları, efektleri oluştururum. 

Dünyada kristal yapılar vardır bir de amorf yapılar… Ben amorf yapıya sahibim. Cam gibi, amber gibi, fildişi gibi, obsidyen gibi, tektit gibi… Yani tahmin edilemezim. Tanımlanmış bir yapım yok. Şaşırtıcıyım. Şekillerim ve renklerim devamlı değişir. Birazcık opal katılaşsın diye bile “5  M İ L Y O N  Y I L” geçer! Çünkü ben Opal’im. Çünkü Taş Halkı’nın nazlı kızıyım. Çünkü Taş Halkı beklemeyi çok iyi bilir. Biz yaşamı çok iyi biliriz.

“İçinde daha fazla su bulunan Akiklere Opal denir “diyorsunuz! Çok yanlış. Akik kristal düzendedir ben değilim. Ben başlı başına bir mucizeyim. Işık ve su benim mucizemdir. 

Ben Opal’im. Değişime açık olan, kendini tanımayı önemseyen, naif, kırılgan ve kollektif algıları açık olan, sevgi dolu insanlarla çok kolay bağ kurarım. Katılığı sevmem. İç yolculuğunu önemsemeyen insanları anlayamam. “Çat” diye çatlar kırılırım onların elinde. İçimdeki hava boşluklarıdır ışığı yansıtan. Boşlukları, geçirgenlikleri, esneklikleri olmayan insanlarla kolay bağ kuramam. Ah nasıl isterim ışığını fark etmesini insanların!

Kesin doğrularım, kesin yanlışlarım hiç olmadı. Dünya var olduğundan beri saf sevgi, tevazu, anlayış ve görmeyi temsil etmem ondandır. Nur Esması gibi… Görmeyi içe bakmayı, görülmeyeni görmeyi anlatırım. Gözlerinizi iyileştirmek için benden iyisini bulamazsınız. 

Ben Opal’im. Suyu hissedeni, akışta olanı, değişmeyi bileni anlarım. Ona yardım ederim. Boulder Opal ile topraksı, ateş opalle ateşli, süt opalle suyu hissettiririm ve hepsinde hava boşlukları vardır. Elementlerle çalışmak için benden iyisini bulamazsınız. 

Ben Opal’im. Taş Halkı’yım, Taş Halkı’ndanım. Çeşit çeşit, renk renk ve ışıl ışılım. Kavrayışınız genişlesin diye, evrenle bütün olun, varlığı anlayın diye hepsi. Bizi görün, tanıyın, sevin isterim.

FİRUZE – TURKUAZ

Ben Firuze’yim. Turkuaz diye de bilinir ve o renge ismini veririm. Maviden yeşile, yeşilden açık yeşile renk değiştirebilirim. Çünkü suyu, yağı, kimyasalları sünger gibi emebilen enteresan bir yapım var. Bakır içeriyorsam masmaviyim. Teninizdeki yağları, kimyasalları, suları emince koyu maviye dönüşebilirim. Demir varsa içimde koyu yeşile, alüminyum varsa da açık maviden koyu mavi ve yeşile…

Türkler götürmüşler Avrupa’ya İran’dan beni. İranlılar “zenginlik” anlamına gelen Firuze derken, Avrupalılar Türk taşı anlamına gelen Turkuaz demişler ismime…

Ben Firuzeyim. Nadir bulunan güzellikte, huzuru, sakinliği ve mutluluğu çağıran özellikteyim. Benzersizim. Nadirim. Büyüleyici bir güzellikteyim. Çok pahalı olduğumdan taklit edilirim.

Ben Firuze’yim. Adıma ne şiirler, ne destanlar yazıldı. Çünkü kalpten geçeni ifade ederken sizi en iyi ben canlandırırım. Konuşmak gelir içinizden. Duymak, dinlemek istersiniz benimle dünyayı. 

Çok güçlü bir tılsımım ben. Korumayım. Sözlerinizle büyülersiniz kendinizi ve ne çok yalan söylersiniz herkese… En çok da kendinize. Ve her zaman hazır olmazsınız ifadenizi iyileştirmeme. Ağır gelirim size bazen bu yüzden. Fakat en çok da öylesini iyileştiririm. O yükleri kabul ederseniz sizindir, iyileştirmiş bir “siz” nasıl güzelsiniz hissedin isterim.

Bakır var içimde, demir, alüminyum… İyi iletirim hislerinizi kalbinize… Duyup, dinlerken incindiklerinizi, incinen kalbinizden yine incitecek sözler dökmenizi üzülerek seyrederim bazen… Bağlardır sizi iyileştirecek olan. İlettiklerinizdir bir diğerine… 

Ben Firuze’yim; sözlerin şahıyım, dünyanın renkleriyim, şiirin topraklarındanım ben. Gönlü geniş olmayı öğretirim, yaraları, acıları iyileştirmeyi çok iyi bilirim. 

Masmavi göklerin, masmavi dünyanın, gök deniz suların ruhu bendedir. Sözlerim şifadır. 

Güzel bir söz, tatlı bir gülüş… Yapması ne kolay… Size de anlatmayı ne çok isterim…

SİTRİN

Ben Sitrin’im. Tüylerinizi diken diken eden, içinizi ürperten bir enerjim var. İletişiminizi her alanda yeniden dizayn ederim. Sarı Sitrin, Altın Sitrin, Madeira Sitrin, Ateş Sitrin, Palmeria Sitrin diye kategorize etmişsiniz bizi. Çoğu zaman da bana zor ulaştığınız için, mor kardeşim Ametist’i ısıtıp sarıya döndürüyorsunuz. Var olan bir şeyi eğip bükmeniz çok enteresan. Bazen sizi gerçekten şaşkınlıkla izliyoruz. Yine de bilin ki bize olan aşkınız, bizim size aşkımızın karşılığı. Bütün olduğumuzu, birlikte olduğumuzu gören yürekleri yakından tanıyoruz merak etmeyin. 

Ben Sitrin’im. Taş Halkı’nın en ciddi, en mesafeli, en sınırlarını koruyan ferdiyim. Geveze misiniz? Dedikoducu musunuz? Yetersizlik, mesafesizlik, sınırsızlık sorunlarınız mı var? Bana biraz yaklaşın o halde. Size anlatayım onlar neden oluyor… 

Boğazınıza giren çıkanı kontrol etmenizi önemsiyorum. Alma-Verme dengeniz ve toprakla kurduğunuz tüm bağlarda o yüzden ben varım. Telaş içinde oradan oraya koşturan, neyi neden yaptığını bilemeyen, ciddiyetsiz, değersiz, yetersizlik korkuları içindeyken kendinizi görebilmenizi çok istiyorum. Ben Sitrin’im. Çoğu zaman babanız, patronunuz, saygı duyduğunuz bir abiniz gibi burada böylece duruyor ve sizi izliyorum. Sakinleşin. Çok güzel ve yeterlisiniz bunu görün! 

Yüzyıllardır parayla ilişkilendirilmem, “para taşı” olarak bilinmem, bolluk-bereketle anılmam nedendir anladınız mı şimdi? Kıtlık bilincinizi tüm atalar kaydınızda onaracak bilgiler bende saklıdır. Çünkü ben Sitrin’im. Sakinliğin, yeterli olma hissinin, dünyadaki yerinizin mükemmelliğine dair olan inancınızın, hep sevdiklerinizi gerçekleştirmenizin size para gibi güzel yan etkileri olacağını görün isterim. Para bir yan etkidir evet! Gelir ve gider. Hayattır önemli olan. İstediklerinizi yapmaktır. Bir bütün halinde sevdiklerinizle yaşamak! Para ve aşk çok benzer kavramlardır. “Tutturduğunuzda gelmezler!” Görmeniz lazım, anlamanız lazım, onun için dönüşmeniz lazım. ok kolay olduğunu görmeniz lazım!

Ben Sitrin’im. Kuvars ailesinin en asil fertlerindenim. Ailemle bağım güçlüdür. Biz birbirimize görünmez ipliklerle bağlıyız. Elinize aldığınız her kuvars çeşidi, kurduğunuz bağın kalitesine göre birbirini destekler. 

Ben Sitrin’im. Taş Halkı’yım. Taş Halkı’ndanım. Biz biriz ve birlikteyiz. Bu gücü, bu aidiyeti, bu bilgiyi hemen şimdi tadın isteriz.

ÇAKIL TAŞI

Ben Çakıl’ım. Taş Halkı’yım. Taş Halkı’ndanım. Bir elmas kadar kusursuzum. Değer yargılarınızı, algılarınızı, dünyaya bakışınızı baştan sona değiştirmek için buradayım. Silisyumca zengin, kuvars ve tortul kayaçlardan oluşan bir yapım var. Denizle, dereyle, akarsuyla, gölle, okyanusla bütünüm. Dünyanın yapıtaşıyım. Ben Çakıl’ım. Dünyayım. Dünyaya aidim. 

Bir deniz kenarında beni görünce ne hissediyorsunuz? Kaldırımlarda, evlerde, bahçelerde, ev dekorasyonlarınızda… Beni basit, kolay ulaşılabilir ve “nasılsa orada” görmeye alışkınsınız değil mi? Ben Çakıl Taşı’yım. Bana neden daha dikkatli bakmıyorsunuz?

Beni aşındıran, pürüzsüz hale getiren Su’yun bilgisi bendedir. Oluşturduğum toprağın bilgisi bendedir. Hava’yı tanırım. Ve çok önceleri magmanın ateşlerinden geçerek suya kavuştum. Ben Çakıl’ım ve şifa özelliklerim hakkında kitaplarca yazı olmamasına şaşırıyorum. Çünkü ben bilirim arınmak ne demek, aşınarak pürüzsüz hale gelmek ne demek, dönüşmek, değişmek, çeşitlilik, renklerle dünyaya neşe salmak ne demek!

Ben Çakıl Taşı’yım. Kusursuzum. Rengarengim. Coşkuyla, yaratım enerjisiyle, büyüyle dopdoluyum. Dünyanın kusursuzluğunu, dengelerini, yaşam döngülerini ve akışını çok iyi bilirim. Kuvarsları, jasperları, kayaçları, kalsitleri, mineralleri, mineraloidleri, deniz canlılarını yüreğimde barındırırım. 

Ben Su’yum. Suyla hemhal olanım. Bilgiyi, kaydı en iyi tutanım. Yüreğinizin en derinlerinde coşku ateşini, yaşam sevgisini kolaylıkla yakanım. 

Ben Çakıl’ım. Taş Halkı’yım. Taş Halkı’ndanım. Bana kolayca ulaşın, içinize neşe salmama izin verin diye buradayım. Değerimi anlamanız için yarattığım “basitlik” algısını görebiliyor musunuz? Haydi bir küçük Çakıl Taşı alın elinize ve size ulaşmama izin verin. Size anlatacaklarıma bayılacağınıza eminim…

MERCAN

#mercan

Denizin ağaçlarıyım. Mercanım. Kaya parçası değilim. Bitki değilim. Aslında hayvanım. O yüzden ölmüş halime fosil deniyor. Kıpkırmızı kolyelerinizde çoğu zaman boyalı halde bulunuyorum. Çünkü bizim canlı ve boyasız halimiz ancak suyun altında kıpkırmızıdır. 

Son 30 yılda mercanların yarısı öldü. Yani bembeyaz olduk. Dünyanın ısısı böylece daha çok arttı. Bu hızla ölürsek denizde yaşam kalmayacağını bilmenizi isterim. Çünkü biz, deniz yosunlarına, balıklara, sizin hiç haberiniz bile olmayan derinliklere yaşam sağlarız. 

Biz mercanız. Denizlerin, okyanusların ağaçlarıyız ve topraktaki ağaçlar nasıl yılları sayıyorsa biz de günleri sayar, gövdemize bir halka ekleriz. Her gün! Zaman’ı sizden iyi biliriz. Tek tek sayar, kaydederiz.

Bizi anlayan ve ihtiyacı olan insanlara, fosil halimizle ulaşmışsak bile koruruz, besleriz, ısıyı emeriz, su elementinden kaynaklı bağlanmayı, aidiyeti, birliğe, bütüne hizmet etmeyi anlatırız. İşimiz köklenmektir, zamanı kavratmaktır. Biz denizlerin hafızasıyız. 

Dünya üzerinde bir bütün halinde, birbirimize fayda verecek şekilde yaşamak gerektiğini, bıkmadan usanmadan size fısıldarız. Duygularınızı anlayın. Bütüne hizmet etmeyi öğrenin. “Ben” olmadan “Biz”, “Biz” olmadan bir “Ben” olamayacağını idrak edin. 

Biz dünyanın ilk gününden beri sizin için kaydettik, koruduk, besledik. Siz de bizi bilin. Tanıyın. Sevin. Koruyun. 

MERCAN’A DAİR BİRAZ DAHA BİLGİ….

Yere basan toprak enerjisini, bağları, kökleri, dünyanın ağsı iletişim yapısını anlatan ağaçlar; gövdelerinde her yıl için bir halka oluştururlar bilirsiniz. Ağaçlar yılları nasıl kaydediyorsa, “denizlerin, okyanusların ağaçları” olan mercan resifleri de günleri kaydediyorlar… Bu olağanüstü bilgi sayesinde Biyologlar neyi kanıtlamışlar biliyor musunuz? Milyonlarca yıl önce dünyamızda bir senenin 420 gün ettiğini! 365 gün değil 420 gün süren bir yıl uzunluğu da, yine milyonlarca yıl önce dünyanın farklı bir yavaşlıkta döndüğünü ortaya çıkarmış.

Yani tam anlamıyla taş olarak değilse de inorganik madde olarak inci, sedef, kehribar, fildişi ile birlikte kategorize edilen canım mercanlar, denizlerin ağaçları, bize diyor ki,

“ben de kaydediyorum”!

“zamanı sizden daha iyi tanıyor ve biliyorum”!

Mercanlar denizlerin hafızasıdır ve bugün yok olsalar denizde hayat kalmayacak kadar önemli organizmalardır. O halde küçücük bir mercan fosili bile bize; zamanı kavramayı, an’da kalmayı, su kaynaklı iyileştirmelerde köklenmeyi, kalp çakrasının zaman-mekan yorgunluğunu onarmayı ve zihni sakinleştirmeyi öğretir. İyi ki taşlar var, iyi ki yarı değerli taşlarla birlikte anılan mercanlar da bu harika dünyayı böylesine güzel kaydediyorlar…

GÜNEŞ TAŞI

Ben Güneş Taşı’yım. 

İnsan daima doğaya aşıktır. Güzel şeyleri yıldıza, aya, güneşe benzetmeyi istersiniz. Çağrışımlarınız hep doğaya aittir. Hepimizin ait olduğu gibi… Size en çok güneşi hatırlatmış olmalıyım ki bana yaşam kaynağınızın ismini vermişsiniz, ne güzel, çok teşekkür ederim. 

Beni ilk; Norveç Fiyordlarında ve çok yakın zamanlarda bulmuşlar. İçimdeki bakır zenginliğinin cıvıl cıvıl yansımaları; altın renginde olduğundan Altın Taşı demişler bana bir süre. Aventurin taşını da bilirsiniz. O da yıldız yıldız parlayan bir yapıdadır. Mensubu olduğum Feldspat ailesi sebebiyle bu yüzden de bir süre Aventurin Feldspat olarak tanınmışım. Ben Güneş Taşı’yım. Yeryüzünün “can” kaynağından ismimi almaktan çok memnunum.

Ben Güneş Taşı’yım. Bakırla doluyum. Yeryüzündeki mineralleri yüzyıllarca içinde saklayan, donup, ısınıp, bekleyen, bekleyen, bekleyen Taş Halkı’ndanım. Isıyı, neşeyi, bolluğu, coşkuyu, heyecanı, içinizdeki ateşi hızla yakmayı çok iyi bilirim. Ben Güneş Taşı’yım. Yaşamın kaynağından besleyen, neşeyle, sıcaklıkla, şefkatle sarıp sarmalayanım. Kalbinizi, kanınızı, karın içi organlarınızı, sinir sisteminizi, kaslarınızı, gözlerinizi, derinizi, saçınızı ve kemiklerinizi tatlılıkla onarırım. 

Ben Güneş Taşı’yım. Hayattaki temel amacım size haz almayı öğretmektir. Yaşamaktan keyif almayı ne olursa olsun göstermektir. Canlı, capcanlıyım. Hayat benim. Yaşam benim. Neşe tamamen benim. Haydi size biraz bunları anlatayım ne dersiniz?

Bazen paranız vardır, sağlığınız yerindedir, eksik bir şeyiniz yoktur fakat kapkara, karamsar, mutsuz düşüncelerle yerinizde sayıyorsunuzdur. Bunların hiçbiri olmayan insanlar bile neşeliyken, o anın tadını doyasıya çıkarıyorken, kendinizi esir ettiğiniz hapishanenizden sizi çıkarmak isterim. Haz, mutluluk ve neşe; aynı para ve aşk gibi, koşulsuzdur, sınırsızdır. Kainatta sonsuz bir kaynaktan doyasıya akıştadır. Ben Güneş Taşı’yım. O sınırsız, koşulsuz akışa her istediğinizde dalabileceğinizi hatırlatmak için buradayım. Ne bekliyorusunuz? Mutlu olsanıza. Hayatın tadını çıkarsanıza. Tam göbeğinizin ortasındaki Güneş çakranızdan beslesenize; sosyallikle, sevinçle, sonsuz mutlulukla kendinizi.

Ben Güneş Taşı’yım. Cinselliğinizi sağlıkla dengelemek, eril ve dişi gücün birleşmesindeki doğal mucizeyi size anlatmak isterdim. Ben dengeleyenim. Dişi gücü de eril gücü de yakından bilenim. Sağlıkla gerçekleştiğinde cinselliğin nasıl zenginleştirici olduğunu hissettirenim. 

Ben Taş Halkı’yım. Taş Halkı’ndanım. Ben Güneş Taşı’yım. Bizi fark etmeniz için anlatıyorum hepsini. Görün diye yaşamın zarafetini. Ne çok, ne bol, ne capcanlı bir hayat var dışarıda. Hemen ve şimdi, tüm coşkunuzla dalıverin içine ne olur. Vücudunuzu, enerjinizi; bir uçtan diğerine bağlamak, daimi haz dolu o akışı başlatmak benim için çok kolay. Beni tanımanız bu yüzden çok önemli. 

Ben ve ailem hep yanınızdayız bunu biliyorsunuz değil mi? Biz hep buradaydık. Hep yanınızda olacağız. Sorduğunuzda cevap vereceğiz. Hissettireceğiz. 

Çünkü biz Taş Halkı’yız… 

Birlikteyiz. Biriz. Bu dünyayız. Bu dünyaya aitiz.

SAFİR

#safir

Ben Safir’im. Dünyada asaleti ve gücü temsil ederim. Kralların, kraliçelerin yüzyıllardır beni seçmesi elbette tesadüf değil…

Karanlık, kötücül ve büyüsel alanlarla ilgili beni hedef gösterenler var. Oysa bilmez misiniz ki dünyada iyilik kadar kötülük de vardır. Taşlardan korkmanıza gerek olmadığını artık biliyorsunuz. Biz taş halkıyız! İyiliği bildiğimiz kadar kötülüğü de biliriz. Çünkü dünyaya aitiz.

Dedikleri hem doğrudur, hem değildir. Evet ben herkese uygun bir taş değilim. Gücü bilmeyen benimle baş edemez. Kendi hayat amacını bulanların bazılarınaysa, her alanda dengeyi gösteririm. 

Gücü kendi için kullanacak olanlarda da, insanlara hizmet için kullanacak olanlarda da alanları büyütürüm. Tehlikeyi sezemeyenlerin yaşamlarını zorlaştırabilirim. 

Ektiğini biçersin bence. Kötülük de iyilik de sendedir. Ben hak ettiğinle ilgilenirim. Dünyanın en sert minerallerinden biri olmam da belki bundandır… 

Yüksek güçlere kanallık ederim ve size de eylemlerinizin sorumluluğunu almayı öğretirim. 

Ben Safirim. Kararlı, güçlü ve asilim. Yürekten gelen merhameti tanır ve buna büyük saygı duyarım. Çivit mavisi rengimle zihinlerinizde, yüksek bilinçlerinizde ve kozmik bilgilere ulaşmanızda daima yanınızdayım… 

ELMAS

#elmas

Ben Elmas’ım. İçinde tek element barındıran tek taşım. Karbon denince akla ben gelirim. Bilim adamları birbirlerine; “yaşam nedir?” ve “uzayda yaşam varsa, neye bakarak yaşamı anlayacağız” diye soruyorlar. Fikir birliğine vardıkları noktalardan biri benim. Karbon varsa yaşam vardır ve karbon varsa ölüm vardır. 

DNA gibi milyarlarca atomdan oluşan uzun bileşikleri oluşturma yetisine sahip tek element benim. Elmas olarak da, karbonun doğada bulunan en saf haliyim. Kuyumla uğraşanlar ışığımı en güzel şekilde yansıtmak için yüzyıllarca uğraşıp, çeşit çeşit kesimler denediler. Bu kesim çeşitlerine de pırlanta dediler. Pırlanta, elmasın güzel kesimlerine verilen addır.  

Basıncı, baskıyı, dönüşmeyi bilirim. Dayanıklılık benden sorulur. Varoluş üzerine sizinle harika sohbetler edebilirim. Yaşam ve ölüm dengesini size DNA’nızdan başlayarak, tüm bilinç düzeylerinizde anlatırım. 

En büyük evrensel akit olan evliliği neden benimle sembolize edersiniz hiç düşündünüz mü? Bunca kadının, dişiliği sembolize eden sol elinde, kalbe giden damarının geçtiği tek parmağında yüzyıllardır neden ben varım? 

Siz “bir ömür birlikte yaşamak” için söz verirsiniz, ben de bu sözün güzelliğini ve kapsamını genişletirim.

“Kıymet vermeyi” maddi olanaklarla algılayanlar için pahalı olmaktan çok memnunum. Bana zorlukla ulaşıp, nesillerinize elden ele, sevgiyle aktarmanızı başka türlü sağlayamazdım çünkü. 

Kolayca ulaşabildiğiniz diğer tüm kardeşlerim gibi ben de Taş Halkı’nın ferdiyim. Size ulaşmak, size sizi anlatmaktan başka amacım yok. Güzelliğimin farkına varın. Beni tanıyın.